SEYYİD ALİ SEPTİ PALUVİ K.S - SEYYİD MUHAMMED ŞERİF BUHARİ

İçeriğe git

Ana menü:

SEYYİD ALİ SEPTİ PALUVİ K.S

SİLSİLEİ ŞERİF

Arifler Kutbu, Erenlerin Delili, irşad Şeyhi, Darda Kalanların imdad Edicisi, Efendimiz Aliyyü's Sebti Hazretleri, Halid-i Bağdadı Hazretleri'nin en büyük halifelerindendir.
Kendileri aslen Diyarbakır'lı olup 1191 (1777) yılında dünyaya gelmişlerdir. Erginlik çağına ulaştıktan sonra ilim yoluna koyulmuşlar, Diyarbakır'ın tanınmış ve faziletli alimlerinden ders görerek icazet almışlar; sonunda kendileri de büyük bir alim ve feyizli bir öğretmen olmuşlardır.
Aliyyü's-Sebti Hazretleri Diyarbakır'da öğrencilere ders verip ilim ve irfan neşretmekle meşgullerdi. Bu sırada irşad ve hilafetle görevli olarak Hindistan'dan dönen Mevlana Halid el-Bağdadi Hazretleri, Büyük Mürşidleri Şeyh Abdullah-ı Dehlevi Hazre­leri'nin emriyle Diyarbakır'a uğrayıp Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ni bularak kendilerine müsafir olmuşlardır. Aliyyü's-Sebti Hazretleri, gezgin kıyafetindeki bu değerli ve büyük müsafirinde bir takım olağanüstü hallerin meydana geldiğini görünce, kendilerinin kim olduğunu sormak zorunda kalmışlardır. Bunun üzerine Mevlana Halid Hazretleri kendi kimliklerini Aliyyü's-Sebtı'ye bildirmişler ve Şam halkının irşadında kendisine arkadaş olmasının, Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri tarafından emredildiğini açıklamışlardır. Aliyyü's-Sebtl Hazretleri bu müjdeyi alır almaz, üzerindeki elbisesinden başka bütün malını ve mülkünü kardeşlerine bırakmışlar; kendileri de gezgin kılığına girip Hazret-i Halid ile birlikte Diyarbakır'dan ayrılmışlardır.
Aliyyü's-Sebti Hazretleri, Halid-i Bağdadı Hazretleri'nin vefatına kadar sırdaşı olarak yanında kalmışlar, madden ve manen büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Mevlana Halid Hazretleri, emir ve ilham üzerine irşad amacıyla yazdıkları özel ve kudsi mektuplarını ulaştırmak ve bir takım manevı emirleri bildirmek için özellikle Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ni görevlendirirlerdi. O da, ayağına çarık giyerek ve yollarda tek başına yürüyerek bu görevi Cenab-ı Halid'in vefatına kadar tam bir bağlılıkla yerine getirmiş; senede bir defa da, Bağdat'a gelirken Hazreti Halid'e bir çift yemeni getirmeyi kendisine adet edinmiştir.
Nakledilmiştir ki: Bir defasında yine görevli olarak Bağdat'a giderken, yol üzerinde oturan ve geliş geçişi engelleyen bir arslana rastlamışlar. Arslanın yolu kesmesine ve korkutucu bir halde oturmasına önem vermeyerek arslana karşı yollarına devam e­mişler. Bu korkunç ve tehlikeli yaratığa yaklaştıklarında, "Meded ya Hazret!" diye Mevlana Halid Cenapları'ndan yardım diledikleri gibi, derhal bir el görünerek arslanın ağzına çarpmış ve bunun üzerine arslan yoldan kalkarak çöle doğru hızla uzaklaşmış. Aliyyü's-Sebtı Hazretleri de, durmaksızın yollarına devam etmişler.

Halifelikleri
Mevlana Halid Hazretleri Şam'a gitmelerinden beş sene sonra Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ne mutlak hilafet ve irşad ile halifelik vermek istemişler; Aliy­yü's-Sebil Hazretleri ise: "Ben size hilafet almak için hizmet etmiyorum" demişlerdir. Bunun üzerine Cenab-ı Halid, ömürlerinin azaldığına işaret ederek:
"Benden sonra bir Halid daha bulamazsın ki, sana hilafet vere. Sen hilafetini al" buyurmuşlar ve mutlak halifelikleriyle yüceltmişlerdir.

Mürşidlik Görevleri
Mevlana Halid Hazretleri, vefatlarından önce AIiyyü's-Sebti Hazretleri'ne: "Vefatımdan sonra Palu'ya gidiniz, orada irşad ile meşgul olunuz" diye emir ve vasiyet buyurmuşlardır. 1242 (1826) yılında Halid-i Bağdadi Hazretleri'nin ahirete intikalleri üzerine emirleri gereğince Palu'ya giden Aliyyü's-Sebti Hazretleri, halkı Hak yoluna çağırmaya ve yöneltmeye girişmişlerdir. irşad güneşlerinin Palu'da doğmasıyla velilik ve mürşidlikleri her tarafta söylenir olmuş; doğru yoldan uzaklaşan pek çok kimse irşadları sayesinde hatadan kurtulup olgunluğun zirvesine yol bulmuştur.

Şan ve Kemallerinin Yüceliği
Seyyid Ahmed el-Kürdi Hazretleri bu fakire(Muhammed İhsan Oğuz)yazdıkları kudsi mektuplarından yedinci mektupta, Mürşidleri Aliyyü's-Sebti Hazretleri hakkında: "Mevlana Aliyyü's-Sebti, Hazret-i Halid'de ne kadar kuvvet varsa hepsine erişmiştir. Zira; son derecede hizmet etmiştir." Ve yine aynı mektupta: "Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ne Şah Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri'nin ruhaniyyetlerinden üveysiyyet yönü de nasib olmuştur" buyurmuşlardır. Hazret-i Şeyh'in şu kudsi sözleri Aliyyü's-Sebti Hazretleri'nin şanının yüceliğine yeterli bir delil olmakla birlikte, Mevlana Halid Hazretleri'yle buluşmadan önce ruhaniyyet yoluyla Gavs-ı A'zam Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri tarafından terbiye olunmakta bulunduklarını da kanıtlamaktadır. Bu mazhariyyet, her veliye nasib olur ve kolay elde edilir şeylerden değildir.

Halifeleri
Aliyyü's-Sebti Hazretleri, birçok halife yetiştirmişlerdir. Bizim için, hepsinin isim ve kimlikleri hakkında bilgi edinmek ne yazık ki mümkün olamamıştır. Halifelerinden, bildiklerimizin isimleri aşağıdadır:
1 - Çapakçur ilçesine bağlı Melekan köyünden Şeyh Abdullah Efendi.
2 - Aynı ilçenin Kür köyünden Şeyh Süleyman Efendi.
3 - Aynı ilçenin Çan köyünden Şeyh Ahmed Efendi.
4 - Aliyyü's-Sebti Hazre'leri'nin oğulları Mehmed Efendi.
5 - Aliyyü's-Sebti Hazretleri'nin oğulları Mahmud Efendi.
6 - Palu ilçesinin Hun köyünden Şeyh Mahmud Samini Efendi.
7 - Son Halifeleri olan, Şeyh Seyyid Ahmed el-Kürdi (Çapakçuri) Hazretleri.

Bu zatların hepsi, senelerce önce ebedi aleme göçmüş olup en son vefat eden, Şeyh Seyyid Ahmed el-Kürdi Hazretleri'dir. İmam Hacı Tevfik Efendi, bu zatların 90 ila 100 yaşlarına kadar yaşadıklarını, yalnız Şeyh Mehmed Efendi'nin 30 yaşında iken vefat ettiğini ve Şeyh Abdullah Efendi'nin dışında diğerleriyle görüşmek nasib olduğunu bildiriyor ki, böyle birçok Allah dostunu görebilmek şerefine erdiğinden dolayı kendileri cidden mes'ud ve bahtiyardır.

Kerametleri
irfan ehlinin bildiği üzere; Allah dostlarında görülen pekçok keramet, devam edegelen manevi bir adet gibidir. Fakat; bunda, genellikle iradelerinin etkisi yoktur. Onlardan meydana gelen kerametler ve olağanüstü haller, birçok hikmet ve faydalardan dolayı olup Allah'ın tasarruf ve iradesi sonucudur. Cenab-ı Hak has kullarını hususi tasarruflarına vasıta kılmakta; bu sebeple Onlardan kerametler ve olağanüstü haller meydana gelmektedir. Aliyyü's-Sebti Hazretleri de büyük bir veli olup, Cenab-ı Hakk'ın en has ve sevgili kullarındandır. Bundan dolayı; kendilerinden pek çok kerametler ve olağanüstü haller meydana gelmiştir. Bunlardan bilinen bazıları, bereketlerine vesile olması niyetiyle aşağıya alınmıştır:
1 -İmam Hacı Tevfik Efendi'den nakledilmiştir:
Beldemiz alimlerinden olan eski müttü merhum Hacı Mehmed Efendi, bana şöyle nakletti:
Hocamız Dağıstanlı Hacı Mehmed Efendi bir gün bana: "Şeyh Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ni da'vet ettim. Yarın gelecektir. Karşılamak üzere, dört saatlik uzaklıktaki Habus köyüne kadar gidip kendilerini doğruca evimize getiriniz" diye emir buyurdu. Fakat; Hoca'nın bu emir ve teklifi bana çok ağır geldi. Çünkü; şeyhleri genellikle cahil zannederdim. KaIbimden Hoca'ya karşı, "Bu kadar ilim ve faziletim olduğu halde, şüphesiz beni bir cahil şeyh in karşısına gönderiyor" diyordum. Emrine uymaktan başka da çare yoktu. Sonunda yola çıkarak adı geçen köye vardım. Şeyh henüz gelmemişti. Bir saat daha ileri gittiğimde, Şeyh'in yol kenarına kurulan çadırlarda yanındakilerle birlikte dinlenmekte olduğunu gördüm. Huzuruna varmadan önce düşünüyordum ki, beni her halde büyük bir alim bilecek, ayağa kalkacak, yanına alacak, her bakımdan özel bir hürmet gösterecektir.
Bu düşünce ile huzuruna girip selam verdim.
Yalnız "Aleykümüsselam" dedi. Bana hiç hürmette bulunmadığı gibi, "Oraya otur" diye bir de yer göstererek emredince, artık Hoca'ya kızgınlığım iyice arttı. Oturduktan sonra: "Molla; nereden geliyor, nereye gidiyorsun?" dedi. Ben de: "Hocam Mehmed Efendi sizi karşılamaya gönderdi" diye cevap verdim. "Pekala" dedi. Sonra: "Okuyor musun?" diye sordu. "Evet, okuyoruz" dedim. "Ne okuyorsunuz?" deyince, gururlu bir şekilde: "Celal, Kadı Mir okuyoruz" dedim. "Şu konuyu nasıl anladınız?" diye sordu. O konuyu güzelce anlattım. Hiç kabuI etmedi. Büyük bir dikkatle tekrar bir daha anlattım. "Asla yanına varamamışsınız" dedi. Konunun başka yönlerini de dile getirerek daha iyi anlattım ve "Hocamız da böyle anlatmıştır" dedim.
Şeyh, tam bir heybetle: "Hoca da anlamamış, sen de anlamamışsın" deyince, bende büyük bir korku meydana geldi. Dilim durdu, titremeye başladım. Bir şey daha sorarsa ne söyleyeyim diye korku içinde iken o konuyu kendisi anlatmaya başladı ve öyle derinliğine anlattı ki, hayrette kaldım. Şeyh Hazretleri 'nden bunları duyunca, o konunun hikmet ve inceliklerini kesinlikle hiç birimizin anlayamamış olduğu ortaya çıktı. Bununla birlikte, önceki düşüncemden ve Şeyh'in ilim ve fazileti yanında kendi ilim ve anlayışımın hiçe inmesinden dolayı çok utanç duydum. Bu sırada Şeyh Hazretleri: "Hocam; fülan ve fülan gibi alimlerin zamanında İmam-ı Rabbani gibi şeyh varmış. Ve fülan alimlerin devrinde Muhyiddin-i Arabi gibi şeyh gelmiş. Sizin gibi alimlerin bulunduğu çağda da benim gibi şeyh çoktur" dedi.
Bu söz üzerine Şeyh'in celal ve heybeti beni kapladı. O zaman anladım ki, bu zat hem şeriat, hem maneviyat ilimlerinde kemal sahibidir. Düştüğüm hatadan dolayı Cenab-ı Hakk'a istiğfar ettim ve Şeyh Hazretleri'nden bağışlanmamı diledim ...


2 - Yine Hacı Tevfik Efendi nakleder:
Ordu Meclisi imamı Mustafa Efendi'den şöyle işiittim: İki arkadaş Şeyh Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ni görmek için konaklarına gidip müsafir olduk .. iltifat gösterip bizi kabül buyurdular. Döneceğimiz gün sabah kahvaltısından sonra Şeyh Hazretleri bize bir tabak içinde bir mikdar baklava verdiler ve "Bu emaneti, ilk rastladığınız kimseye veriniz" diye tenbih ettiler. Saadethanelerinden ayrıldıktan sonra, ilk olarak köprü başında asık suratlı, çirkin görünüşlü, sakalı bıyığı birbirine karışmış, kirli elbiseli bir kişiye rastladık. Bu kişiyi bu halde görünce, arkadaşıma:
"Yazıktır, bu canım baklavayı bu adama vermeyelim" deyip geçtik. Fakat; o kişi geri dönerek: "Yahu! Hazret'in buyurduğu kimse benim. Bizim lokmayı nereye götürüyorsunuz?" deyince, büyük bir şaşkınlık içinde emaneti kendisine teslim ettik. Geçti gitti. Daha sonra anladık ki, o zat Hızır Aleyhisselam imiş.


3 - Yine Hacı Tevfik Efendi nakleder:
Aliyyü's-Sebti Hazretleri Erzurum'un ilçelerine giderken, Çapakçur'a bağlı "Fahran Köyü" denilen ermeni köyünde bir gece kalmışlar. 80-90 hanelik bütün köy halkı, o gece gördükleri pek büyük haller üzerine sabahleyin Şeyh Hazretleri'nin huzurlarına gelip erkek kadın, çoluk-çocuk hep birlikte müslüman olmuşlardır. Aliyyü's-Sebti Hazretleri de, köyün kiliselerini camiye çevirip rahiplerini kendilerine imam yapmışlar; gerekli dini bilgileri öğretmek için mensuplarının ileri gelenlerinden birini de onlara öğretmen ta'yin ederek bu köyü Allah'a ortak koşma ve inançsızlık kirinden temizlemişlerdir. islam dininden kana kana feyz alan bu köy halkı, bir süre sonra ne kadar mezarları varsa hepsini yıkıp yok ederek imanlarının kuwetini göstermiş ve kanıtlamışlardır.
Bu nakilden sonra, Hacı Tevfik Efendi diyor ki: 1295 (1878) tarihinde, duacınız o köye uğramıştım. Bütün köy halkının inanç ve amellerini pek mükem­mel ve kuvvetli gördüm.


4 - Yine Hacı Tevfik Efendi nakleder:
Meşhur Kurt ismail Paşa, askerle birlikte Palu'nun bir tarafına gelerek çadır kurmuş. Aliyyü's-Sebti Hazretleri'ni çadırına da'vet etmiş. Şeyh Hazretleri da'veti kabaı ederek, Seyyid Ahmed Kürdi Efendimiz'le birlikte çadıra gitmişler. Kendilerine ayrılan yere oturduklarında, Kurt Paşa yalvarır bir halde yanlarına gelerek ellerini öpmeye uzanınca, Şeyh Hazretleri Paşa'yı şiddetle reddederek huzurlarından çıkarmışlar. Palu'nun ileri gelenlerinin şefaatleri üzerine tekrar huzurlarına kabul ettiklerinde mübarek ellerini öpmeye müsaade buyurmuşlardır. Paşa çok öfkeli ve şiddetli bir kimse iken, sabaha kadar çadırları etrafında severek hizmet etmiş ve sabahleyin alçakgönüllülükle huzurlarına girip ellerini öptükden sonra kendilerine bağlanmak isteğini bildirmiştir. Şeyh Hazretleri kendisini kabul edince: "Seni Diyarbakır'a Vali ta'yin ettim" buyurmuşlar ve gerçekten kısa bir süre sonra Diyarbakır Valiliğine atanmışlardır.

5 - Taşköprü'de bulunan dostlardan Vanlı Hacı Ahmed Efendi'nin güvenilir bir naklidir:
Aliyyü's-Sebti Hazretleri'nin Palu'da fakir bir ermeni komşusu varmış. Bu komşu, Hazret-i Şeyh'in bolluk içinde yaşamasına ve her gün pek çok müsafirleri gelip gitmesine ve görünürde bir ticaretle meşgul olmamasına bakarak, gizli bir ticaret yaptığı düşüncesine kapılmış. Bundan dolayı Şeyh Hazretleri'nin durumunu merak edip araştırmaya başlamış. Sonunda, Hazret-i Şeyh'in geceleri geç vakit, kendi evinin pencere ve kapısı önündeki beraber kullandıkları bahçe yolundan geçerek bir yere gitmekte olduğunu fark etmiş. Ertesi gece Aliyyü's-Sebti Hazretleri yine aynı yerden geçince, nereye gitmekte olduklarını anlamak için arkalarından izlemeye başlamış. Şeyh Hazretleri kasaba dışına çıkarak bir ormana girmişler ve orada bir yere oturmuşlar. Ermeni de kendilerine yakın bir yerde gizlenerek, acaba ne yapacak diye gözünü ve bütün dikkatini Şeyh Hazretleri'ne çevirmiş. Bir süre sonra Hazret-i Şeyh'in mübarek burunlarından, biri yeşil diğeri beyaz renkte iki nur çıktığını ve büyük bir sütun halinde göğe yükselerek bütün yeri ve göğü aydınlattığını görünce, içine düştüğü dehşetin etkisiyle aklı başından gitmiş ve olduğu yere düşüp bayılmış. Aliyyü's-Sebti Hazretleri dönerken, yatmakta olan komşusunun yanına varmışlar ve kendine getirmişler. Aklı başına gelen bu ermeni komşu, hemen Şeyh Hazretleri'nin ayaklarına kapanarak islam dinini telkin etmeleri ricasında bulunmuş. Şeyh Hazretleri, şimdiye kadar gavurluktan ne zarar gördüğünü ve niçin müslüman olmak istediğini sormuşlar. Ermeni: "Aman Efendim! Maksadım sizsiniz. Müslümanlık, Hıristiyanlık da'vam yoktur. Merhametinize sığınırım; kabuI buyurunuz" deyince, islam dinini telkin ettikden ve Hakk'a yönelten nazarlarıyla nazar eyledikten sonra kendisine "Hüdaverdi" adını koymuşlar ve eline de on kuruş vererek onunla ticaret yapmasını emir buyurmuşlar.
Cenab-ı Hak, pek kısa zamanda Hüdaverdi'ye o paradan geniş rızık ve ticaret ihsan buyurmuş; çok zengin olmuş. Aynı zamanda, Şeyh Hazretleri'nin himmetleri ve inayet nazarlarıyla Allah dostlarının yüksek hal ve makamları şerefine de ererek saadetIiler zümresine katılmış.
Bunun halinde ve geçiminde büyük değişmeler gören diğer ermeniler, kendisine ne olduğunu ve bu büyük serveti nasıl elde ettiğini anlamak için zorlamaya başlamışlar. Sonunda, eğer söylemezse öldüreceklerini bildirmişler. Hüdaverdi, Şeyh Hazretlerinin vefatından sonra gerçeği söylemek zorunda kalınca, onlara karşı: "Zamanın Aliyyü's-Sebti'sini bulur ve Hüdaverdi inancında olursanız, sizler de madden ve manen zenginlik ve mutluluğa kavuşursunuz" cevabını vermiş. Bu zata "Allah Verdi" ve "Abdullah" da derlermiş. Kendisine halifelik verildiği de söylenir.

Vefatları
Aliyyü's-Sebti Hazretleri, 1287 hicri (1870 miladi) yılında 96 yaşlarında oldukları halde ahirete intikal etmişlerdir. Palu ilçesinin karşı yakasında, Murat suyundan biraz yukarıda, yüksek bir dağ üzerinde, bahçeli ve iç açıcı bir yerde, güzel bir türbe içinde, oğulları Şeyh Mehmed Efendi ile birlikte yatmaktadırlar. Yöre halkı ziyaretleriyle uğur ve bereket bulur, ruhaniyyetlerinden yardım isteyip dileklerine kavuşurlar. Halifelerinden Şeyh Mahmud Samini Hazretleri de, buraya yakın bir yerde ve türbe içinde yatmakta imiş. Allah Teala sırlarını yüceltsin ve feyzlerini bizlere lutfetsin. Amin

Görünüm ve Gidişatları

Şeyh Seyyid Ahmed el-Kürdi buyurmuşlardır ki:
Aliyyü's-Sebti Hazretleri; uzunca boylu, kara kaşlı, büyük ve kara gözlü, buğday renkli, gür ve gü­zel sakallı olup sakalının beyazı siyahından fazla idi.
Başlarına kırmızı bir taç giyerler ve büyük bir sarık sararlardı. Çok etkileyici ve saygı uyandırıcı bir görünüşleri var idi. Herkes kendilerinden son derecede çekinirdi.

Allah şefaatlerine nail eylesin..AMİN.

 
 
Ara
İçeriğe dön | Ana menüye dön